İÇTENLİK
Çok farklı sektörlerde verdiğim eğitimler sırasında karşılaştığım insanların bazılarında olan ortak bir özellik onları diğerlerinden hep ayırmıştır.
Bu mimiklerinden başlayarak konuşmalarında ve daha sonra da davranışlarında gözlemlediğim içten tavırlarıydı.
Yüzlerindeki gülümseyen ifadeleri bir maske değil tam aksine içtendi. Bu toplantı sırasında zaman zaman ciddileşen ifadelerinden hemen anlaşılıyordu. Kahve aralarındaki sohbetlerde onların da diğer insanlar gibi sorunları olduğunu öğrendiğimde farkı yaratan noktanın günlük yaşamın dışsallığından değil, onların içsel gücünden kaynaklandığı ortaya çıkıyordu. Onlar öncelikle ve özellikle kendilerine karşı içten olabilmeyi başaran insalardı.
"Kendisiyle barışık" ifadesi bu önemli noktayı açıklamakta bence yetersiz kalır.
Barışa bilmenin öncesinde bir kavga varsa ve kişi kendisiyle olan bu kavgayı bitirmişse tabii ki olumlu bir noktadadır. Ancak içten olabilmek daha da ötede bir yerdir. İnsanın öncelikle kendisini bağışlayabilmesini gerektirir. Yapılan yanlışlara, eksiklere, hatalara rağmen pişmanlık denilen anaforda yitip gitmeden, pişmanlık duyabilmenin gücüne, bağışlamanın gücünü kattığımızda kendimize karşı içten olabilmenin güzelliğini yaşarız.
İşte o zaman yeniden başlayabilmek kolaydır.
İşte o zaman bu içtenliği diğer insanlarla paylaşabilmek kolaydır.
Ve işte o zaman çevremiz insanlarla dolar. Siz kendinizi anlatmazsınız, başkaları sizi anlatır.
Her sabah yaşama kendinizi bağışayabilmenin gücüne içtenliğinizin güzelliğini katarak başlayın.
Ve geçmişinizden pişmanlık duyabilmenin cesaretini yitirmeyin. Kendisiyle böyle yüzleşebilen insan tüm hatalarına, eksiklerine rağmen geçmişinden asla utanmaz. Onu vareden geçmişine yaslanarak geleceğe doğru yaşamını yaratan bir sanatçı haline gelir.
Bu mimiklerinden başlayarak konuşmalarında ve daha sonra da davranışlarında gözlemlediğim içten tavırlarıydı.
Yüzlerindeki gülümseyen ifadeleri bir maske değil tam aksine içtendi. Bu toplantı sırasında zaman zaman ciddileşen ifadelerinden hemen anlaşılıyordu. Kahve aralarındaki sohbetlerde onların da diğer insanlar gibi sorunları olduğunu öğrendiğimde farkı yaratan noktanın günlük yaşamın dışsallığından değil, onların içsel gücünden kaynaklandığı ortaya çıkıyordu. Onlar öncelikle ve özellikle kendilerine karşı içten olabilmeyi başaran insalardı.
"Kendisiyle barışık" ifadesi bu önemli noktayı açıklamakta bence yetersiz kalır.
Barışa bilmenin öncesinde bir kavga varsa ve kişi kendisiyle olan bu kavgayı bitirmişse tabii ki olumlu bir noktadadır. Ancak içten olabilmek daha da ötede bir yerdir. İnsanın öncelikle kendisini bağışlayabilmesini gerektirir. Yapılan yanlışlara, eksiklere, hatalara rağmen pişmanlık denilen anaforda yitip gitmeden, pişmanlık duyabilmenin gücüne, bağışlamanın gücünü kattığımızda kendimize karşı içten olabilmenin güzelliğini yaşarız.
İşte o zaman yeniden başlayabilmek kolaydır.
İşte o zaman bu içtenliği diğer insanlarla paylaşabilmek kolaydır.
Ve işte o zaman çevremiz insanlarla dolar. Siz kendinizi anlatmazsınız, başkaları sizi anlatır.
Her sabah yaşama kendinizi bağışayabilmenin gücüne içtenliğinizin güzelliğini katarak başlayın.
Ve geçmişinizden pişmanlık duyabilmenin cesaretini yitirmeyin. Kendisiyle böyle yüzleşebilen insan tüm hatalarına, eksiklerine rağmen geçmişinden asla utanmaz. Onu vareden geçmişine yaslanarak geleceğe doğru yaşamını yaratan bir sanatçı haline gelir.