EN BÜYÜK KÖTÜLÜK

Hafta sonu Kıbrıs'taydım. Kaldığım otelin kumarhanesini gezerken -çok geç bir saatti- makinelerin başında oturan insanları izledim. İlgimi çeken kumar değil içinde bulundukları yalnızlıktı.

Tercih edilmeyen, istenilmeden ortaya çıkan yalnızlık.

Bu duygunun soğukluğundan bizi kurtaran, belki de yaşamla ilişkimizi güçlendiren diğer insanlara olan bağlarımız.
Yaşamın tüm kokunç karmaşıklığına rağmen sahip olduğumuz tek şeyin bu -diğer insanlarla olan- bağlarımız olduğunu düşünüyorum. Ve eğer kötülük diye bir şey varsa, bu ancak, bahsettiğim bağların koparılması olsa gerek. Böyle olduğunda iletişimin önemi ortaya çıkıyor. Bu sayede diğer insanlarla olan bağlarımız güçleniyor, gelişiyor.

Peki ama, bunu ne kadar önemsiyoruz?

Buna ne kadar sahip çıkıyoruz?

Veya bunun farkındalığı içinde bir yaşam sürüyor muyuz?

Modern dünya bizi iyi şeyler konusunda yüreklendiriyor. Ve böyle olduğunda iyi şeyler beraberinde kötü şeyler getirmezmiş gibi düşünmeye, davranmaya başlıyoruz.

- Yaşamımızdaki diğer şeylerden vazgeçmeden sevebilir veya sevilebilir miyiz?

- Fedakarlıkta bulunmadan çocuk sahibi olabilir miyiz?

- Çifte değerlilik ve nefret olmadan aşık olabilir miyiz?

- Başkalarının ihtiyaçları ve eylemleriyle dört bir yandan kuşatılmadan yaşamımızla ilgili kararlar verebilir miyiz?

Yaşamı ancak karanlık tarafı da yani hayal kırıklığını da kabul eder ve yaşama dahil edebilirsek daha iyi hale getirebiliriz. Paradoksal olarak, bunu ne kadar yadsırsak, yaşamımız o derece zorlaşır, insanlarla bağlarımız o derece kopar.

İyi haftalar dileğiyle.

Yorum ve katkılarınızı bekliyorum.

Ayrıca bana isterseniz murat.muratbilgili@gmail.com adresinden de ulaşabilirsiniz.